12 Nisan 2016 Salı

ORMAN TAŞIYAN KARGO GEMİSİ

 

     Avustralya'nın Sidney kentinin batısındaki Homebush Körfezin'de hizmet dışı bırakılarak hurdaya ayrılmış sıra dışı bir gemi bulunuyor.

     SS Ayrfield isimli gemiyi sıra dışı kılan ise, hurdaya ayrılan diğerleri gibi pasa teslim olmayıp; gövdesinde bir orman yetiştirmesi...
     
     1911'de İngiltere'de SS Corrimal adıyla inşa edilen gemi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Pasifik'teki Amerikan kuvvetlerine malzeme taşıma görevini üstlenmişti. 1950'de satılan ve Newcastle-Sdney  arasında kargo gemisi olarak kullanılmaya devam edilen SS Ayrfield, 1972'de tescili iptal edilerek Homebush Körfezi'ne gönderildi. 

        

     2000'deki Olimpiyat Oyunları öncesine kadar hurda gemilerin terk edildiği bir nokta olan ve pek çok batık gemiye de ev sahipliği yapan Homebush Körfezi, SS Ayrfield'in de üçüncü ve belki de kendisine en çok yakışan ismini (Yüzen Orman) kazanmasına an be an tanıklık etti. Bugün, SS Ayrfield'in de benzer kaderi taşıdığı pek çok gemi gibi gövdesi paslansa da, güvertesinde sayısız ağacın oluşturduğu ormanla, diğerlerinden ayrılmayı başarıyor.
   
     SS Ayrfield, inşaa edildiği yıllardaki hizmet amacı olan "savaş"ın aksine; bugün, "yaşama", gövdesindeki ormana yurtluk ediyor.

    103 yaşındaki gemi; insanlığa mesaj verircesine, körfezde parçalarına ayrılmayı bekleyen diğer hurda gemilerin yanında dokunulmazlığını koruyor.

 Kaynak: Bütün Dünya 1 Ocak 2015 tarihli dergisi.

9 Nisan 2016 Cumartesi






"Rintlerin Akşamı"

     Batı doğunun gurbetidir,doğu batının sılası ;en azından güneşin günlük yolculuğu açısından böyledir! Gececiller bir yana, uyuyan cümle mahlukat güneşin her sabah yeniden kurduğu yeryüzü  sofrasında yerini almak için uyanır uykusundan, telaşlı bir yarışa girer. Nedir, gün bitimlidir; güneş batımlı... Günbatımına "Gurubu şems" dermiş eskiler; Arapça güneş anlamındaki "şems" Türkçe'nin yaygın söz varlığı içinde bugünde şemsiye sözcüğüyle yaşıyor-her ne kadar güneş yerine yağmurdan korusa da. Gurup ise unutuldu, unutulmaz bir iki şiirde de Batılı grup sözcüğüyle karıştırılıyor. İstanbul'u izlerken de garip duygulara kapılır insan; garbın ufuklarını sarmış gurubu şemsin buğulu havası, iyi kötü yaşanmış bir günü daha gülkurusu tüllere belemiş götürüyordur! Akla ister istemez Yahya Kemal'in "Rintlerin Akşamı"şiirinin dizeleri gelir:

Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.
Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükûnlu gece.
Guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,
Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül.

Yahya Kemal BEYATLI  

Kaynakça:
http://www.antoloji.com/rindlerin-aksami-yahya-kemal-bir-siir-bir-yorum-siiri/

7 Nisan 2016 Perşembe



Bugün ki yazımda dünyanın sorunu olan küresel ısınmadan ve küresel ısınma sonucu hayatımızı etkileyen olaylara değinmek istiyorum.Tabi ki bu sorunları yazmakla söylemekle konuşmakla asla bitmez ve bitmeyecektir de.Asıl bizim üzerimize düşen duyarlılık kazandırmaktır.Elimden geldiğince de değerli okuyucularımı,sizleri bu konuda aydınlatmak,bilgilendirmek istiyorum.O yüzden bu yazımın başlangıcı olarak kutupları ele almak istiyorum.


ANTARTİKA

KUTUPLAR ISINIRKEN
  Japon Kutup Araştırmaları Enstitüsü'yle Antartika'ya giden Prof.Bayram Öztürk,deniz canlılarının olası iklim değişikliğine nasıl tepki vereceğini araştırıyor.


 Erimeye yüz tutmuş buzullar genellikle suda sürükleniyor,Güney Okyanusu'nda Antartika'ya ilerlerken ilk görülen buzullar onlar oluyor(üstte,solda).Penguenler,kutup koşullarına,üst üste gelen tüyleri,yuvarlak ve küçük vücutları,deri altındaki yağ tabakasıyla uyum gösteriyor(üstte,sağda).


    Antartika ve Güney Okyanusu'nda yaşayan canlılar küresel ısınmayla ve doğal ortamın değişmesiyle nasıl baş edecek?Özellikle foklar,penguenler ve kuşların olası iklim değişikliklerine vereceği tepki nasıl olacak?Bu sorun şimdiden başlıca araştırma konuları içinde.Çünkü ısınmayla birlikte gelişen erime birçok türün yaşam alanını daraltıyor ve tehdit ediyor.
  Güney Okyanusu'nda su sıcaklıkları 0 ile eksi 2 derece arasında değişir.Deniz buzu eksi 1.8 derecede donar ve bu birçok balığın donma noktasından 1 derece daha düşüktür.Dünya deniz ve okyanuslarında 20 bin balık türü bilinirken Antartika ve Güney Okyanusu'nda 200 balık türü biliniyor.Antartika'da yaşayan balıklar düşük sıcaklık derecelerine uyum gösterir.Birçok tür vücutta sodyum,potasyum ve klor biriktirerek vücudun donma derecesini düşürür.Bazı balık türleriyse donmaya karşı vücutta glikoprotein üreterek buz kristallerinin büyümesini önler.Başka bir hayret verici uyum şekli ise hemoglobin kanda kırmızı renkli pigment taşır ve görevi oksijeni bütün vücuda taşımaktır.Bu özellik,oksijenin düşük su sıcaklığında yüksek oranda çözünebilir olması nedeniyle oldukça başarılı bir uyum mekanizmasıdır.Bu sayede kan daha incelir ve metabolizmanın yavaşlamasına neden olur ki bu da vücutta enerji tasarrufu demektir.
   Antartik buz balığı oldukça etkili bir enzim sistemine sahip.Bu sayede ,0 derecedeki enzim aktivitesi ,örneğin 20 derecede de aynı kalır.Bu balıkların fizyolojik uyumla birlikte vücutlarında yağ depoladığı da bilinir.Çoğunda gözler ve yüzgeçler küçüktür.Antartika ve Güney Okyanusu'nda yaşayan Chaenicthyids familyasına ait bu balıklar ,aşırı şartlarda yaşayan organizmalardır ve soğuk ortama uyum göstermiştir.
   İklime uyum ve soğuğa karşı kuşlar ve penguenlerin adaptasyonları ise daha farklı. Bu türlerde üst üste gelen vücut tüyleri, deri altında sağlam yağ tabakaları uyuma en iyi örnekler.
   Fokların uyumda daha çok zorlandığı biliniyor. Çünkü erimeyle birlikte oluşan yarıklar bir yandan bu hayvanlara kolayca yeni besin bulma imkanı sağlarken diğer yandan da yaşam ortamlarının daralmasına neden oluyor.
    Buzullardaki erimeden bahsederken buzullar hakkında bazı bilgiler verelim. Güney Okyanusu ve Antartika'ya gidenler birçok değişik formlarda buzullar görür. Bu buzdağlarının veya parçaların çoğunun rengi beyazdır. Fakat içinde hava kabarcığı kalmamışsa siyah, yeşilimsi veya maviye çalan görünüşte de olurlar. Mavi renkli buz dağlarının sırrı budur.
    Buzullar kalıcı karların zamanla sıkışıp sertleşmesiyle oluşur. Buzdağları da uzun süre birikmiş buzu temsil eder. Bu kıtadaki buz örtüsünün derinliği 2160 metre. En fazla kalınlık ise 4000 metre. Buz örtüsü 25 milyon yıl önce oluşmaya başladı. Ancak bu kadar kar ve buza rağmen Antartika çok kurudur. Yıllık düşen yağış miktarı sadece 15 cmdir.


Kaynak: Atlas Dergisi, Sayı:264-Mart 2015

28 Mart 2016 Pazartesi





ÇANAKKALE İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ'NÜN ''ŞEHİTLER HEP YÜREKTE 4'LER ZİYARETTE''
PROJEMİZ
   25 Mart 2016 Cuma günü gerçekleştireceğimiz şehitlik gezimiz Çanakkale-Çan-Terzialan İlkokulu 4.sınıf öğrencilerinin 08.30'da yola çıkmasıyla ilk yolculuğumuz başlamış oldu.
    İlk defa uzun yola gidecek öğrencilerimiz için Çanakkale'ye gelmeleri bir hayli yorucu geçti.Çoğu öğrencilerimizin midelerinin bulanmaları,kusmaları bizi tedirgin etti ve üzdü de.Neyse ki daha sonraki yolculukta çocuklarımız alıştı ve hiçbir sıkıntı çekmedik.

     Çanakkale'ye geldikten sonra 10.00 feribotuyla Eceabat'a geçtik.Eceabat'a geçişimiz yaklaşık 20 dk sürdü.Hepsi o kadar heyecanlıydı ki ! Çoğu hatta büyük bir çoğunluğu ilk defa feribota biniyorlardı.Onlar için çok ayrı bir deneyim oldu gerçekten...Oradan hiç vakit kaybetmeden Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezine gittik.11.00'da Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi'nde randevumuz vardı.Öğrencilerimiz ve tabi ki biz öğretmenleri olarak da çok etkilendik ve duygulandık.O anda yaşananları hepsini hissettik diyebilirim.
       Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi yaklaşık bir saat kadar sürdü.Hemen ardından altındaki müzeleri gezdik,inceledik.Çocuklarımızın hepsi çok ilgili ve heyecanlıydı.Öğrencilerimiz:''Hepsi gerçek mi hepsi yaşanmış mı?"şeklinde her şeyi merakla incelediler.  
       Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi ve müzeden sonra 57.Alay Şehitliği ve Anıtını oradan da Conkbayırı Atatürk Zafer Anıtını gezdik.Çocuklar büyük bir heyecanla rehberimizin anlattıklarını dinlediler ve yerinde görmüş oldular.
       Çanakkale Şehitliklerimizin kuzey cephesini bu şekilde gezdik.Aslında Çanakkale şehitliklerimizi 1 güne sığdırabilmek mümkün değil;en az 3 gün olmalı .Maalesef bizim zamanımız kısıtlı olduğu için belli başlı yerleri gezmek durumunda kaldık.
        Kuzey cephesini de tamamladıktan sonra Eceabat öğretmenevine gittik.Daha önce 13.15'te alınmış öğle yemeği randevumuzda yemeğimizi Eceabat öğretmenevinde yemiş olduk.
        Eceabat öğretmenevinde öğle yemeğimizi yedikten sonra güney cepheyi gezmek üzere yola koyulduk.İlk olarak Seyit Onbaşı Anıtı ve Rumeli Mecidiye Tabyasını,ardından Şahindere Şehitliğini,Çanakkale Şehitler Abidesi ve onun ardından da 26.Alay ve Yahya Çavuş Şehitlik ve Anıtını gezdikten sonra şehitlik turumuzu tamamlayıp 18.00 feribotuyla Çanakkale'ye geçtik.Hızlı olan feribot sayesinde 15 dk da Çanakkale'ye geldik,oradan da Terzialan'a doğru yol aldık.
        Çocuklar o kadar mutlu,o kadar heyecanlıydı ki ...Onların bu mutluluğunu görmek her şeye değerdi...